Western filmleri bir dönem sert bakışlı tütün çiğneyen kovboylar, çöl sarısı fonda yuvarlanan çalılar ve altıpatlarlı silahşor demekti. Yönetmen Ned Crowley ise Killing Faith filmi ile Vahşi Batıya dair bu imajın oldukça dışında bir resim çizerek adeta Anti Western yaratmış. Crowley ilk uzun metrajlı filmi Middle Man ile absürt hikayeleri sevdiğini göstermişti. İnancın Sonu filminde de klasik western öğelerinin yanı sıra gerilim ve korku janrına yaklaşırken din ve bilim çatışmalarını da hikâyeye dahil etmiş. Böylece farklı türlerin karışımıyla kurduğu atmosferde izleyicinin merakını canlı tutmayı başarmış. Film içindeki gizemin çekiciliğiyle merak uyandıran senaryosunun yanı sıra oldukça iyi bir oyuncu kadrosuna sahip.
Killing Faith konusu ile izleyiciyi öncelikle 1849 Amerikasına götürüyor. Gizemli bir salgının etkileri devam ederken hikâyenin ana kahramanı Sarah (DeWanda Wise) ve kızı ile tanışıyoruz. Artık “özgür” bir kadın olan Sarah kızına musallat olan şeytani bir gücün varlığına inanır. Zira küçük kızına dokunan her canlı sonunda öyle ya da böyle ölmeye başlar. Tüm kasabanın adeta hummalı gibi köşe bucak kaçıp dışladığı kızı için yaşam giderek zorlaşırken Sarah bir çıkış yolu bulur: Kızını bu şeytani ruhtan arındıracak inanç şifacısı Vaiz Ross’u bulmak. Bu oldukça tehlikeli şeytan çıkarma yolculuğunda Sarah’a Guy Pearce’ın canlandırdığı Doktor Bender eşlik etmeyi kabul eder.
Killing Faith filmini öne çıkaran en önemli özelliği tekinsiz, gerilim ve merak uyandıran atmosferi. Sarah ve Doktor Bender’in yolculuk sırasında karşılaştıkları insanların hangilerinin dost, hangilerinin düşman olduğu hep muallakta kalıyor. Özellikle kahramanların yolda karşılaştıkları aile bölümünde yönetmen klasik bir western filminden izleyiciyi sıyırarak bir korku atmosferine bırakıyor. Hikâye kahramanlarımızın yol boyunca karakterlerini, geçmişlerini, inançlarını ve düşüncelerini de sorgulamalarına izin verirken aynı zamanda, kölelik sonrasında halen toplumda içten içe devam eden ırkçılığı da gözler önüne seriyor. Üstelik yönetmen Ned Crowley tüm bunları abartmadan, politik doğruculuğun tuzağına düşmeden salt karakterler üzerinden işleyerek oldukça başarılı bir iş çıkarıyor.
Filmin kusurları yok mu elbette var.Killing Faith yorumları aksiyon sahnelerinin yetersizliği ve görsel atmosferin zayıflığı arasında yoğunlaşıyor. İnancın Sonu filmi başlangıcına ve yolculuk sırasındaki gerilimine daha yakışan, tempoyu zirveye taşıyacak bir finali hak etse de bu kusurlar filmin iyi bir film olmasını engellemiyor. Kızını ve karısını kaybettiği için hayatı boşlamış, acılarıyla mücadele eden doktor rolüyle Guy Pearce’nin performansı elbette filmin en güçlü silahı. Büyük bütçeli Hollywood filmleri kadar bağımsız yapımlarda da sık sık gördüğümüz Guy Pearce oyunculuğuyla tıpkı Memento Mori (Akıl Defteri) filminde olduğu gibi izleyiciyle bir bağ kurmayı başarmış. Bir bilim insanı olarak Sarah’nın düşüncelerini doğal olarak saçma bulmasına ve kendince bilimsel olarak açıklamalar bulmasına rağmen Doktor’un yolculuk sırasında düştüğü şüpheleri seyirciye direkt geçiriyor. Vaiz Ross rolüyle Tim Roth filmin diğer artısı.
Peki Killing Faith filmini kimler izlemeli? Gerilim, merak uyandıran aynı zamanda western tarzı filmlerden hoşlananlar bu filmi sevebilir. Klasik westernlere alternatif arayan hatta türler arası geçiş yapan senaryoları sevenler için iyi bir alternatif olsa da Killing Faith her izleyiciye hitap etmeyebilir. Tik Tok ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında dönen Kiling Faith videoları ne izleyeceğiniz hakkında size küçük bir ipucu verebilir. Sonuç olarak Anti -Western Killing Faith fragman ve yorumlarıyla bir süre daha gündemimizde yer tutacak gibi gözüküyor. Benim filme puanım 3,5/5. Keyifli seyirler dilerim.
Filmin Linki İnancın Sonu